Psikoloji, Davranış bozuklukları üzerine ufak tefek şeyler.

Posted on Updated on


Şu ara psikoloji üzerine yazılar okuyorum. Kişilik bozuklukları hakkında bilgi edinmeye çalışıyorum. Bağımlı, narsist, şizoid kişilik bozuklukları ve türevleri. Bunların hayata ve ilişkiye bakışları, tavırları ve etkileri. Bunlar gündelik hayatta en çok karşımıza çıkanlar.

Bunlar, yaşadığımız (aslında bize dayatılan, daha sonra bir parçası olduğumuz) hayat tarzının bize ikramı diyebiliriz herhalde. Popülist, tüketime dayalı, hep daha fazlasını isteyen, imajları yaşamaya meyilli insanların sağlıklı ruh hali yaşamaları mümkün mü? Sağlık dediğin spor salonlarının koşu bandında yakalanır 🙂
Vah dedem vah… Ömrünü koşu bandı olmadan, kola içmeden nasıl geçirdin?
Tabi tek suçlu kapitalizm veya başka hedehödöler değil.
Malzeme insan olunca her şeyi beklemek mümkün.

Bir Narsistin “hadi hep beraber beni sevelim”inden bir bağımlının “seninle varım, sensiz bir hiçim”ine ve bir şizoid’in hayattan izole kalmak için oluşturduğu akıl almaz kalkana ilgiyle baktım okurken. Çevremden örnekler aradım, kendimden eşleştirmeler yaptım.
Depresif dönemler çoğumuzun hayatının bir bölümünden geçmiştir. Şanssızlarımız da depresyona uğramadan çıkamamıştır. Veya hala oradadır…

Neden psikoloji bozulunca herkesde aynı sonuç ortaya çıkmıyor?
Fıtrat, kültür, imkanlar, yetişme tarzı, biyolojik etkenler gibi bir çok neden var.
Kolay olurdu değil mi, herkesde aynı semptomlar olsa 🙂 Kolayca bilinir ve çözüm de tek tip olurdu. Fakat insan kocaman bir umman. İnsan önce kendini dinlemeli. Dürtülerinden, arzularından sıyrılıp kendine kuş-bakışı bakabilen insan işin yarısını çözmüş demektir.

Bebekliğin, çocukluğun bilmem ne diye bıtbıt konuşan gözlüklü topsakallı psikiyatristin algısından kopup gerçekten anlamaya çalışıyorum 🙂 Gerçekten çocukluğa inmek gerekiyor, ama daha samimi olarak. Kişinin ilk ergenliğini 4 yaşlarından yaşadığını düşünürsek bu çok da mantıklı.

Çocuklar her şeyin farkında. Ebeveynler bir zamanlar çocuk olduklarını unutup miniklerin yanında “denizdir alır götürür” fikriyle şuursuz davransalar da çocuk büyüdüğünde bünyesinde kalanları, denizin aslında alıp götürmediğini üzülerek görüyorlar. Çoğu zaman da görmüyorlar, etiketleyip gömmek yoluna gidiyorlar.

Derli toplu bir şeyler yazayım istiyordum. Fakat o kadar az zaman var ve o kadar parça pinçik geliyor bilgi… 🙂 Akşamleyin düşünüp yazacak kadar takat kalmıyor günün ardından. Ben de ufak tefek twitter’da yazdım bişeyler. Orası kaldırıyor ufak parça yazıları 🙂 Onlardan buraya aktarayım. Belki bir bütünlük yakalarız.
Aklımda kalanlardan ufak tefek notlar, notlara yorumlar…

-…’Çok sevdiğini zannetmek ve çok özlemek, bazen farkında olmadan bir kaybetme kaygısının ta kendisidir.’
-Burada Kişinin kendini dinleyebilip farkındalık edinmesi anahtar konuma yükseliyor. Aslında hemen her konuda konumun aynı.
-Kişinin kendi dinamiklerini keşfedip bağımsız kararlar alabilmesi olgunluğun bir yanını oluşturuyor olsa gerek. Büyük bir yanını.

‘- Kendisinin narsisit olduğunu fark eden kişi ne yapmalıdır?
– Narsist olduğunu fark eden kişi genellikle narsisist değildir.’

-özgüveni yüksek her insan narsist değildir. Fakat bir insan bağımlısı genelde bunu ayıramaz. Uzun vadede Şansı varsa terk edilir
-Veya aradığı yok olmayı bulamadığı için kendi duvarlarını örüp bitirir. Şansı yoksa ezme-yokolma ekseninde bir ilişki devam eder…
-Bundan tarafların memnun olması dışarıdan tam bir dram, içeriden tencere kapak ilişkisi gibi olur..
-Bağımlı insanların aşkı gerçeklerin değil olduğuna inandığı imajın üzerine kurulur. Narsistler ise kendilerini zatn bir imaj olrak görrler.
-Bu iki kutup birbirini müthiş çeker. Bağımlı yok olmayı, diğeri tamamen varolmayı istediğinden kendi içinde tutarlı bir ilişki görürüz.
-Aslında sağlıklı bir ilişki değil çok dengesiz değer kaymaları vardır. Fakat boşluklar tam dolduğundan kasa hiç açık vermez.
-İşin tamamında gerçek manada yitik iki insan vardır. İnsan bir kere yaşıyor. İş yine kendini dinlemeye ve empatiye varıyor.

ve bağımlı kişilik arasında gidip gelen insanlar belki de vicdanlarını öldürmemek için kişilikte kalmayı tercih ediyordur.
-Bu bilinçli tercihi bulundukları araf kişilikte hatırlayamamalarında mümkün. yüzeyde kalıp derine ket vurur.
-Denizi sevip sudan korkmak gibi bir şey bu. Belki bir tekne hayal edip o hayalde yaşıyordur. Şanslı bir kaza ile suya düşne dek sahilde kalr
-Kimi tepkiler zamanla öğreniliyor. Tepsizlik de tepkisellik kadar normal, Maksat özüne bir kalkan edinmekse eğer. Su akıp yolunu buluyor.

-Kimi bildiklerinin esiri kimi de bilEmediklerinin. Mutlak kontrol için mutlak bilgi arayışı dipsiz bir kuyuya düşürebiliyor.++
++her zaman daha bilinmeyen bir şey olacaktır ve o da bir diğer bilinmeyene varır. Sonunu bulana dek arayan kişi eyleme geçemez.
-Yumurtanın kimden çıktığını bulmaya adanmış ömür ziyan olur herhalde. Biyerde durup düşünmek lazım. Burda horoza kulak vermeli 🙂
-Basitlik bazen kurtarıcıdır.

-Üç bin lirasına kıyıp alan kişinin 6 tane gerçek arkadaşının olmaması daha büyük kayıp olsa gerek.

-Nevrotik ve psikotik insanlar arasında kocaman bir çizgi var: Gerçek.
-nevrozda kişi, iki kere ikinin dört ettiğini bilr ve buna çok üzülr. psikozda ise kşi, iki kere ikinin beş ettiğni sanır ve buna çok sevinr.

-Bazen çocuk, uysallığı ve hizmeti Karşılığında sevilmesi öğretilen koşullandırılmış Kişiliktir.
-Yetişkin olduğu zaman ‘kendi olmaya çalıştığında’ suçluluk duymsı çok normal. Çünkü bu, Çocukken mahrumiyetle cezalandırılmş, Sevilmemişti.
-İnsan denen varlık, kendini, ötekinde görerek gerçekleştirmek ister. Kendiliğinden çekinen insanda ya Bağımlı ya da narsistik Kişilik gelişr
-Yani ya karşısındakine kendi olmadan bağlanır, hizmetiyle yalvarır. yada ezerek üstte kalır, varlığını ispata Çalışır.
-Bir sonuç, daha var: dışarıdan kendine çok yeterli görünen, içinden her türlü Coşkulu hisse yalvarırca gıpta eden Kişilik. Sözümona mesafeli
-Her türlü reddedilmeye karşı ilişkilerden kaçınan, daha teorik, ruhsuz işlerle ilgilenen insanlar. Insanlarla duygusal temas zul gelir.
-Ciddi düzenlerin ardaşıklığı, duygunun belirsizliğine yeğlenir. Duygular başa çıkılamayacak şeylerdir.

2013 in review

Posted on


Sönük bir yıl geçirdiğimi kabul ediyorum 😀

WordPress.com istatistik yardımcı maymunları bu blog için bir 2013 yıllık raporu hazırladılar.

İşte bir alıntı:

Bir San Francisco teleferiği 60 kişi kapasitelidir. Bu blog, 2013 içinde yaklaşık 1.000 kez görüntülendi. Eğer bu bir teleferik olsaydı, bu kadar çok kişiyi taşımak için yaklaşık 17 tur atacaktı.

Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

Bir bağlama çekelim, esaslı olsun.

Posted on Updated on


Kapı aralık.
Tarafsız bakışın sözü bu; yarı açık da denebilirdi yarı kapalı da. Aralık en güzeli.
Vakit de gece yarısı iken güzel, niye mühim ki saatin kaç olduğu?

Kafa dağınık. Zaman dağınık. Sesler dağınık.
Zor olan, geçmişte kurulmuş bugünlere ait hayallerin neresinde olunduğunu cevaplamak.
İnsanın kendini zaman içinde konumlandırması bazen çok zor…
Puslu cevaplar aynı soruya gebe;
Nereye gidiyorum?

Fona bir müzik alınır; mesela efkan şeşen, mesela onur akın…
Yerli yersiz bir cigara yakılır.
İlk nefes bugüne çekilir, ikincisi geçmişe. üçünce nefes derindir, geleceğe dair.
Gelecek ne zaman gelir, nereden bilinir ki?
Bu belirsizlik herhalde, nefesi uzatır daa uzatır…

Efkâr, ne yiten mala ne bir sevdaya…
Her duygu insanın hissetmeyi tercih ettiği soyut bir küme ise eğer, efkar da kişinin kendine.
Çıkamayışına, gidemeyişine, küsüşüne, usanmasına…
İsim bulamadığı şeyleri isimsiz bırakışına, tarif edemediklerine şey deyişine, hayatında şeylerin esaslı yer kaplayışına…
Lafı bağlayamadığı gibi hayatı da bir yerlere bağlayamayışına….

Uyan Sunam, derin uykudan…

iOS 7 kurulum ve ilk deneyim

Posted on Updated on


Apple, duyurduğu şekilde 18/09/13 (yani bugün) TSİ 20:00 itibari ile (müthiş dakikler ve tüm dünyada aynı anda sanıyorum) iOs’un 7.0 güncellemesini yayınladı. Fazla vakit kaybetmeden hatta hiç kaybetmeden 🙂 yükledim.
Bu işlemi bilgisayara bağlayarak iTunes ile veya wireless internet kullanarak yapabiliyoruz. Ben wireless kullandım, bence iTunes’a katlanmaktan daha iyi ve sıkıntı yaşamadım.
Anlatım da bu yönde olacak.
Bu arada işlem öncesinde yedek alın diyorlar ama ben uğraşmadım, veri kaybı da yaşamadım.

Nasıl yapıyoruz?
Öncelikle şarjın tam olduğuna emin olun veya şarj cihazınız bağlı olsun. Devamında
Ayarlar/Genel/Yazılım Güncelleme
Yolu ile güncellemeyi kontrol edin.
728 Mb’lık güncelleme dosyası görünecek.
Altta koyu punto ile yazılmış indir ve yükle
ye tıklayarak indirmeye başlıyoruz. Bende 20 dk kadar sürdü.
İndirme bittikten sonra Güncelleme hazırlanıyor yazıyor. Bu arada yükleme çubuğu yarılanmış oluyor. 20 dk kadar da bu işlem sürüyor. İşte bu bittikten sonra şarj seviyesi %50’nin altındaysa işleme devam etmiyor. Korkmayın (çünkü benim seviyem düşüktü ve korktum) şarja bağlayarak tekrar dosya indirmeden devam ediyorsunuz.
Cihaz kapanıyor, açılıyor, ısırık elma altında bir loaderbar ağırca doluyor ve merhaba iOs 7.
İşlem bu kadar. Bir-iki merhaba ekranından sonra anaekrana kavuşuyoruz.
Bu yönergeyi yeni güncelleğim cihazımdan sıcağı sıcağına yazdım.
Foto da var aslında ama ekleyemedim. Onu da ilk fırsatta ekleyeceğim.
İlk tepkiniz sanıyorum “bu ne la” gibi bişey olacak.
Çabuk alışırsınız 🙂
Android çakması gibi değil.
Eski simge seti daha güzeldi fakat, en azındam şimdilik öyle düşünüyorum.

Yaptıysanız, tebrikler. Nurtopu gibi iOs 7’niz oldu 🙂

20130919-010207.jpg

20130919-010235.jpg

20130919-010249.jpg

20130919-010304.jpg

20130919-010333.jpg

20130919-010359.jpg

20130919-010410.jpg

20130919-010424.jpg

20130919-010437.jpg

20130919-010452.jpg

Bir cep dolusu misket aklımda…

Posted on Updated on


Rengarenk, küçüklü büyüklü, aynalı, kemik, çeşit çeşit misketler…

Üç vitesli bisikletim, mahalle maçları, ekransız oynanan oyunlar, çatapat, kızkaçıran, okul önlükleri geliyor aklıma.

Bilgisayar oynamak, arkadaşın evine giderek yapılacak işti o zaman. Hep çocuk ders çalışsın diye alınırdı; ne anababalar, ne çocuklar bilirdi nasıl çalışılacağını.

Bilgi aramak için google yoktu. Kütüphane vardı, bilen arkadaş vardı.

Bizler kafalarımızı ekranlara gömmeden önce bi başkaydık.
Bizler maçları mahallede yaparken bi başkaydık.
Bizler uğur böceğini görebiliyorken ve uuç uuuuç böceğiii derken bi başkaydık.

Gelinciği bilir, uçurtmaya denge verebilirdik.

Cep telefonu neydi ki? Camdan bağırırdık, kapısına gider annesine söylerdik dışarı gelsin diye.

Mesajlar yokken sözleşir, yerinde zamanında orada olurduk.

Mektup yazardık, kalem tutardık o zamanlar. Tahoma fontu filan olmazdı, özen olurdu, saklanmaya değer olurdu.

Kola şişelerine bu kadar sıkışmamıştık.
Kinder’siz yapamazlarken bugün, o zaman leblebi tozuna para verir mutlu olurduk.

Oynamanın yolunu bulur, basitçe ama çok eğlenirdik.

Bizler, bu kadar imkanımız yokken, bu kadar esir değildik.
Bizler çok şanslıydık.

Dilin kemigine aklin prangasi

Posted on Updated on


Aklimda cevirecegime dilimde cevirmeliydim.
Boylece belki, derin meseleler havuzuna salmamis, havada titresip bitmis bir ses olarak birakabilirdim.

Yapmadim.
Yapamadim.

image

Soylemeli miydim?
Soyleyecegim her sozun birden cok aciklamasi olabilirdi.
Altindan kalkmam gereken farkli bir sorumluluk katmani olabilirdi.
Dahasi soyledikten sonra ne soyledigimi bilemeyebilirdim.
Aciklamam gereken cokca sey cikabilir ama hicbirinin farkina varmayabilirdim.
Bir bulut sistemin parcasi olabilirdi, kelimeler birbi ustune cikar, benim soyledigim ama sonra harf yiginina donmus bir obek olabilirdi.

Sustum.

Herhalde aklimdan gecirirken de ortasindan okunmaya baslanmis kitap kivamindaydi.
Bir baslangicini hic bulamadim, sonunu da belki bu yuzden hic goremedim.
Sonunu gorsem basini merak eder miydim?

Tamam, tek gun vardir hayatta, o da bugundur.
Pratikte de dogru olsa bu, teorik kismi zihnin koydugu engeller kisminda yerini aliyor.
Soylemeli miydim?
Hayatimin bugunden onceki veya sonraki yasanmamakta olan hangi kismini etkilyebilirdi..?
Sadece benim mi?

Gecenin uykuya ayrilmasi gerektigi halde yatakta donup tavana bakildigi kisminda, fonu karanlik tavan ve yanmayan avize olusturmazdi belki boyle. Gecenin boyle bir kismi da hatta bertaraf edilmis olurdu, uyunurdu en basit haliyle. Sabahinda uyurken gorulen ruya kalirdi akilda, zaten o da kisa zamanda unutulurdu.
Ruyayi uyanikken gorunce unutamiyorsun. . .

Kotusu bu olsa gerek;
Bir sebeple susup, yeri zamani gectikten sonra “dese miydim” demek.
Keske demek kotu, keskeye bile varamamak nice zaman sonra, berbat.
Bu olsa gerek.

Dilin kemigi yok lakin aklin prangasi var.
Onun zindanlarinda zamanin bilindik kavrami asla asina olunamayan belirsiz bir hal aliyor.

Dese miydim?
Neyi?..