Türkiye: Renkler ve Balans

Posted on Updated on


Hayatı bir dengede seyrettirmek, ideolojilere, çekişmelere fazla karışmadan, balansı bozmadan yürüyebilmek zor değil aslında.

Hepimiz belli bir çevrede doğuyor, başta aile olmak üzere yetiştiğimiz çevrenin kültürünü sindirerek yaşıyoruz. Farklı bir çevreyle tanışana kadar da habersiz kalıyoruz yeni renklerden, balığın sudan habersizliği gibi.

“Azılı komünist” “koyu faşist” “kökten dinci” diye etiketlenen nice insan belki yetişirken karşıt görüşün bulunduğu çevrede olsaydı şimdiki haline zıt biri olacaktı. Belki uçlarda yaşama meyilleri ortaktı.

Veya etnik olarak düşünelim, farklı gruplardan birine mensup olarak. Mesela bir Laz olarak Karadeniz’de veya bir Kürt olarak Doğu Anadolu’da doğmuş olabilirdi. İnsanlar doğdukları yeri ve büyüyecekleri çevreyi kendileri seçmiyor. Dahası, doğmuş oldukları ve yetiştikleri kültür kendilerini diğerinden aşağı veya yukarı yapmıyor. İnsanlar, erdemleriyle yüceliyor. Kimse dedelerinin günahından sorumlu tutulamaz. Tekrarlayana kadar…

Bu manada çok düşünmüşümdür, pek çok insanla empati yapmışımdır. Ailem, bitirdiğim okullar, bu çerçevede gelişen çocukluk ve gençlik arkadaşları… Hepimiz yetişirken yediğimiz aşın, soluduğumuz havanın çocuklarıyız. Hepimiz pek çok şey olarak pek çok yerde doğup pek çok yerde büyüyebilecekken, şu anki etnik kimliğimizle, “doğdumuz yerde” doğduk, bu çevrede yetiştik. Herkesinki kendine has ve bir tane. Burada biraz dikkat rica ediyorum; Olabileceğimiz “yüzlerce” ihtimal arasında olduğumuz “bir” kombinasyonla bugün hayatta olmamız bizim özene bezene yıllarca çalışarak yaptığımız bir şey değil. Tek yaptığımız(!) doğmak bu kimliği almak için. O da bizim tercihimiz değil. Memleketin diğer ucundakini beğenmeyen bir diğer ucundaki delikanlı, kalıplarının ve önyargılarının farkında mısın? Bunu düşünerek, yurdun diğer kesimlerinde yaşayanları şu veya bu diye yargılayamayız. Bunu yapan bolca insan var. Tercih edilebilir olan zihniyetleri benimsemek veya eleştirip karşısında durmak.

Geliştirmemiz gereken ortak erdemler var; farklı renkleri de görebilmek, farklı melodileri dinleyebilmek, yargılama dozuna varmadan eleştirebilmek, eleştiriye açık olmak, her bilgiyi kabul etmek değil “düşün-araştır-sorgula” süzgecinden geçenleri kabul etmek, çalışmak gibi, gibi, gibi…

Özellikle genç neslimizin yoğun olduğu ülkemizde bu dinamiklerimizle yakın tarihimizde oynayıp kardeşi kardeşe kırıdıracak kadar yurdum insanını başkalaştırmadılar mı?

Bugünlerde üzülerek “tekrar” iziliyoruz Doğu illerimizde dönen dolapları. Gencecik öğretmenlerimizin hayata “nasıl” veda ettiklerini, bunu kahpe ellerin bir an düşünmeden yaptığını… Şunu da biliyoruz ki bunu yapan o yerin yerlisi değil. Bu, halkın tepkisi değil. Şerefsiz örgütün zebani tetikçilerinden bir kaçı. Belki Kürt bile değil. Yapmak istedikleri çok açık: “Korkun ve gelmeyin. Mekan bizim, söz bizim.” Siz? Burada gelen ses Kürt kimliğinin ardına saklanıyor. Bu şekilde o coğrafyayı insanıyla birlikte geriye kalandan ayırıyorlar. İşin olduğundan çok derin olduğunu herkes biliyor.

Şunun pek çoğumuz farkında olmalı ki “Kürt sorunu” diye bir olgu hiç yoktu ve olmadı da. Bunu sorun haline getirmek isteyen zihniyet hep oldu. Aidiyet kazandırdıkları Kürt kültürü mensuplarına da Kürt olmayanları, o coğrafyanın dışında yaşayanları hep sorun olarak göserdiler.

’80 öncesinde ideoloji savaşları vardı. Sağı-solu, aleviyi-sünniyi biribirine kırdırdılar.  Dünya savaşları zamanında dışardan beceremediklerini savaşsız yıllarda içerden bigüzel yaptılar. İhtilalden sonra ülke baya bi geriye gitmiş olsa da bu işler duruldu ve çok zaman geçmedi ki bu sefer de bu bela çıktı. Şunu artık çok iyi biliyoruz ki ülkemizde dış mihrakların gizli(!) planları oynanıyor. İyi ki gizli… Bunu bile bile düştüğümüz tongalar “basiretsizliğimizi” gösteriyor, başka bir şeyi değil. Neden Çerkez sorunu yok mesela Kürt sorunu var bu memlekette? Doğu halkı pek çok etnik renge sahip ama o coğrafya anıldığında akla tek etnik kimlik geliyor. Çünkü Bu isteniyor.

Bizim ateşli halkımız ve devletçi geleneğimiz var. Bundan olmalı, vazifemizi oy kullanmak ve kalanını devletten beklemek sandığımızdan bunlar başımıza geliyor. Seçilen insanlar devlet erkanına girince kutsanıp yedi kat semaya çıkıyor sanki. Gerisi meclis koltuğu görsün yeter. O insan senin yerine her şeye karar veremez, her şeyi çözemez. Senin aklı selim alt yapın olacak bir kere. Bu şekilde devletimizin her şeyi çözmesini bekliyoruz. Olmadığı yerde biri bir taş atıp kaçınca birbirimize giriyoruz.

Bizim Kürdümüz, Çerkezimiz, Gürcümüz, Ermenimiz, Lazımız, Abhazımız, Romanımız, Arabımız… Bizim bu ülkede yaşayan milyonlarca “renkli” insanımız var. Komşularımıza bir bakın bizim kadar rengi barındıran hangisi var?

Bize yakışan, Türkiye yolunda beraber yürümek. Bizim hakkımız “kendi insanımıza” karşı canımızı ortaya koyarak mücadele değil… Doğudaki teyzemin hakkı bir çocuğunu askere bir çocuğunu dağa verip hangisi önce ölecek diye yüreğinde ateşle beklemek değil… Kuzeydeki amcamın hakkı gül gibi yetiştirdiği kızına Batman’ın hele bilmem neresinde terör isabet edecek mi diye eli yüreğinde beklemek değil. Bu çocuklarımızın hakkı da farkında olsunlar yada olmasınlar bu değil. Ve yine farkında olsalar da olmasalar da bu gençlerimizin bugün ve bundan sonra yapmaları gereken çok şey var; kendi çocuğunu bir arabada taranıp öldürülmüş veya bir dağ ininde roket isabet edip parçalanmış bulmamak için. Biz, birbirimiz için ölürüz, doğru ama yanyana, aynı cephede, düşmana karşı. Yapmamız gereken “cehaletle” mücadele.

Bundan önce de olduğu gibi bugün de ve bundan sonra da: zaman, birlik zamanı. Kafatasımızın şeklinden dolayı değil, “Türkiyeli olduğumuz için” Türküz.

Ders almak için “biz”e ait yüklü bir geçmişimiz var.
Sosyal ve fiziksel depremlerimiz var.
Kayıplarımız ve bu acı kayıplarımızdan kazandığımız tecrübelerimiz var.
Birbirimizi anlayacak kadar aynı, sevecek kadar başka renklerimiz var.
Bu kadar rengi “hiç sömürgecilik yapmadan” toplayan topraklarımız bir zamanların rüyasıydı. Şimdi de Türkiye bizim rüyamız, sevdamız.

Hamsi’den bile 40 çeşit yemek çıkaracak kadar mutfağı zengin olan bir milletin insanlarının tek tip olmasını kim isteyip bekleyebilir?

*

Aynı tarihte Kocaeli Gazete’de yayımlanan yazım:
http://www.kocaeligazete.com/yazar/fahri-ekrem/779/turkiye-renkler-ve-balans.html

Reklamlar

Diyecek en az bir şeyim var:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s