Adı: Yâdigâr

Posted on Updated on


Yadigar

Söylediği onca şeyin içinden “Yardım eder misin“i tam olarak hatırlıyordu.
Ve ondan sonrasını.

Tabiki de… bi’daha anlatır mısın?
dedi sihirli kelimeleri duyunca.

Anlattı. O da baştan dinledi.

Yadigâr için kulağından geçmesi gereken belli başlı kelime ve tamlamalar vardı. Bunların ne olduğundan çok ifade ettiği mana önemliydi. İhtiyacı anlatmalıydı ve muhtaçlığını hissettirmeliydi.

“Yardım erder misin?”, “İhtiyacım var”, “Bir şeyler yapılmalı”… ve türevleri.

Genelde sessiz bekler, ortamı gözlerdi. Bazen durumdan vazife çıkarırdı Yadigâr. Biri yardım etmeliydi, gidişi düzeltmeliydi, ihtiyacı gidermeliydi, bunu mutlaka muhtaç insandan başka biri yapmalıydı ve bu genelde kendisi olurdu. O görürdü çünkü. Kahraman değildi, öne çıkmaz, yaptığını sahiplenmezdi. ‘Kim olsa yapar‘ der geçerdi. İnsanlardaki değerini sağlayabildiği fayda ile ölçerdi. Yardım istemeyi sevmez, mecbur kaldığında ‘karşısındaki kendine dünyaları bağışlıyormuş gibi‘ incelikle isterdi.

Kullandığı şeyin bir marazı olması şarttı. Sorunsuz araba almaktansa daha ucuzunu, dertlisini alır, uğraşır, temizinden pahalıya maleder, dertsiz olunca da satardı. Genelde zararına. Araç da, yeni sahibi de bu halden hep memnun kalırdı. Kuşu çalışmayan guguklu saati, sesi bir gidip bir gelen televizyonu, camı kırık kol saati, Bir bacağı sallanan ceviz ağacından sandalyesi, boyası-verniği atmış resim çerçevesi, Aynası kırık metal işlemeli aynası… Yadigâr’ı görmeden önce bu haldelerdi ve O’ndan sonra eski güzel günlerine dönmüşlerdi. Tabiki iyileştirilen bu eşyalar daha sonra birilerine hediye edildi, yeni muhtaçlara yer açmak için. İkinci el eşyalar hep daha güzeldi. Ama ucuz oldukları için değil.

Kız arkadaşları da normal sayılmazdı. Sonuncusuyla en çok yaklaştıkları zamanlar kızın ağır depresyonda olduğu zamandı. Yadigâr’ın yaptığı, iyi kabul edilen kişiliğiyle onun yanında olmak, dinlemek, yargılamamak ve ihtiyacı olduğu düşündüğü şefkat-sevgi karşımı ilgiyi ona vermekti. Zamanla iyileşti, dengesi yerine geldi kızın. Sonra eskisi gibi olmadı ilişkileri. Ondan Önceki sevgilisi aşırı sosyal ama içini gizleyen, bundan canı yanan ama belli etmeyen biriydi. Bunun bir adı vardı ama Yadigâr için adı olmasından çok normal olmaması önemliydi. Daha önceki birkaçının başka başka şeyleri… Bunların bir diğer ortak noktası her şey düzelip iyiye gitmeye başladığında durumun kendiliğinden bitiş yoluna girmesiydi. Hasta zamanlarında gösterdiği ilgiyi herkesin “kaymağını yemek” dediği güzel zamanlarında gösteremedi ve her seferinde bitti. Kimi terk etti, kimiyle de olmadı.

Sevmediği şey, iyi niyetle yaptıklarının üzerinde vazife olarak kalmasıydı. O, ihtiyacı olduğu sürece yardım edeceği her neyse zaten ederdi. Ama birileri kendi yapabilecekken o şeyi, ısrarla O’ndan beklemeye başladığında artık iyi biri olmazdı ve sevimsizliğini gösterirdi. Değer/Fayda dengesini pekâlâ kendi kurabiliyordu.

Hayvanlarla ilişkisi aynı biçimde değildi. Her zaman muhtaç olmalarına rağmen evcil hayvanların bir gün kendi kendine yetemeyecek olması ve bunu insansı bir hisle hissedemeyecek olmaları O’nu bu varlıklara mesafeli bırakmıştı. Belki balıklar. Onlar olabilirdi. Sürekli balık balık gezerlerdi. Ne kediler, ne kuşlar, ne köpekler ne de iguanalar ilgi alanına girebildi Yadigâr’ın. Belki minik muhtaç bir yavrukenki halleri hariç.

Mükemmele alerjisi vardı ve hiç bir şey eksik de olmamalıydı. Bu bazen çıkmaz olurdu. Yadigâr için mükemmel beraber yaşayamayacağı şey, eksiklik başkasının harikalar civarında gezinebilmesiyle o anki hali arasındaki farktı. Kendini sürekli eksik hissederdi. Ne yapsa içinde tamamlayamadığı bir yer vardı, sürekli boş kalırdı üstten bir kısmı. Doldurmak için başka bir şeyler takviye yapar yine dolduramazdı. Bazen içinin delik olduğundan şüphe ederdi. Bir yerden kaçıyor olmalıydı. Başkaları daha azıyla daha bütün yaşayabiliyordu. Kesin bir kaçak vardı.

Kendini bütündeki eksikte, insanlardaki ihtiyaçta, eşyadaki marazda var olarak gören, tamamlanmışların içinde kendini bulamayan biriydi Yadigâr. Kendini her şeyin iyi gittiği bütün içinde gedik, boşlukların olduğu yerde yama gibi görürdü. Bu çelişkili halinin ‘içindeki kaçak’ olduğunu kabul etmedi hiç.

Yetenekleri vardı. Resim yapabilir, orta hallinin üstünde bağlama çalabilirdi. Çok güzel olmayan sesi onda çirkin de durmazdı. Çaldığını ve söylediğini dinleten bir şey vardı. O, bunları hiç öne çıkarmadı. Faydası dışında kendisini ismiyle hatırlatacak kişisel becerilerini sergilemedi hiç. Başkasındaki bir eksikliğin tamamlayarak görünmeyi kendini kendisiyle göstermeye tercih etti.

O’nu iyi biri olarak bildiler. Yadigâr’la tanışan hemen herkesin yardımsever bir hatırası vardı. Yokluğunda bir meleğin eksikliğini hissetti beraber yaşadığı insanlar. Bir iyilik eksikti.

Bir adını hatırlayamadılar.

Yadigâr yok‘ diyemediler.

***Sevgiler…
http://www.kocaeligazete.com/yazar/fahri-ekrem/786/yadigar.html
[jemandinderTR]

Reklamlar

One thought on “Adı: Yâdigâr

    Volkan DENİZ said:
    Aralık 2, 2011, 13:00

    Unutulan Yadigar’lar o kadar çok ki. Ama herkesin içinde bir Yadigar olduğuna inanıyorum. Günün birinde mutlaka görüntü verecektir. Eğer içinizde öldürmediyseniz..

Diyecek en az bir şeyim var:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s