Bu bir “sabah” yazısıdır.

Posted on Updated on


Sabah…

Güneş doğduktan sonra” ile “öğlen olmadan önce” arasındaki vakit diye bilindiğinden beri insanlar, sabah yapılan işleri gün öğlene varıp yarılanmadan yapıldığı için bereketli ve iyi kabul etti. Öğlen ve sonrasında kalkan insanlar “gün piç oldu” hissini defalarca yaşadı, çevrelerince işeyaramaz ve tembel etiketleriyle bulandı.

Sabahı güneşin hareketlerine göre belirleyenler yazın başka, kışın başka sabah zamanlamaları yaşadı. Günümüz kapitalist düzeniyle her şeyin saatlere bölündüğü koşturma çılgınlığında ise sabah, mesai (08:00, hatta yolu da katarsak 06:00’ya kadar düşüyor) ile başlayıp öğle yemeğine kadar geçen zaman (12:00) olarak tanımlandı ve sabitlendi.

Şehir hayatının koşturanlarından biri, bu sabah da gözlerini telefonun alarmıyla açtı. “Ertele” butonuna basıp uymaya devam etti. Tekrar çaldı, tekrar bastı. Artık 5. kez tekrarlandığında bir daha çalmayacağını işe geç kaldığında paparayı yiyip koşullanarak öğrenen şuuraltı, gözlerin aralanması için gerekeli sinyalleri alarmın ilk çalışından 25 dk sonra gözlere gönderdi. Bu “Pavlov deneği” haliyle gözlerini açan ama hala uyanamayan koşturanımız aynı refleks hareketlerle yatakta oturup ayaklarını aşağı salladı, parmak uçlarıyla bırakmış olabilecğei yerde terliklerini buldu, bir eliyle kafasını, diğer eliyle kalçasını kaşıyarak tuvalate gitti, tuvaletten çıkıp kalçasını kaşımaya devam ederek banyoya geçip yüzünü yıkadı. Aynada gördüğü her zamanki bezgin bakışlı sabit yüz, yukarlarda taranmayı bekleyen serkeş saçlar ve düşük omuzlarıyla haftanın hangi gününde olduğunu hatırlamaya çalıştı. Bunu düşünmenin tek gayesi Pazar gününe ne kadar yaklaştığını bilmekti. Zira Pazar demek daha çok uyku ve o günlük “hiç iş” demekti. Bayağıdır ya ruya görmüyordu (bu teknik olarak mümkün değildi) yada uyandığında hatırlayamayacak kadar yorgun oluyordu (bu teknik olarak mümkündü).

Biraz gayret ederek günlerden Çarşamba olduğu hatırlayabildi. Pazartesi olmasından çok iyi, Cuma olmasındansa kötü oldu bu. Haftanın ortası, muallak bölge gibiydi Çarşamba. Onun da kendince sendromu vardı. Ömrü boyunca aralıksız çalışıyor gibi hissettiği yegane gün. Haftanın yarılandığının işareti, ne sevineceğini ne üzüleceğini bilebildiği, duygu hezeyanları yaşadığı gün bugün. Tesellisi Perşembe’nin habecisi olmasıydı, müjdesi ise Salı’nın geride kalmış olması, salt gerçeği ise dünden ve yarından farkı olmayacak bir iş günü olması. Kaç yıldır burada çalıştığını sabah düşünmezdi, hem çalışma ve yıl kavramlarını birarada düşünmek afyonu patlamadan depresif etkilere yol açtığı hem de bunu öğleden sonra geyiğine yedirip ortam yapmak için.

Bugünü hayra yorup Perşembe’yi ve en sonunda silsile ile Pazar’ın geleceğini düşünerek iyi hissetmeye çalıştı koşturan, üstünü alelacele değiştirip mutfağa yöneldi. Burada içini müthiş bir pişmanlık kapladı, zira  ikinci alarm çalışında uyansaydı kahvaltıdan tek nasibi zamanın daralmasıyla ağzına atabildiği iki zeytin olmayacaktı. Yumurta ve sallama çay tüketebilmesi çok mümkündü. Bu, yine iş yerinde poğaça yiyip çayla ıslatmak demekti. Yine midesini şişmiş hamurla doldurup rahatsız olmak, ne doyduğunu ne aç kaldığını bilebilmek demekti.

İsyan edercesine üçüncü zeytini de ağzına alıp kapıya koştu koşturan, ayakkabılarını Pazartesi’den beri ertesine güne aktardığı “boyama” görevini bugün de yarına havale ederek giydi, kapıyı çektikten sonra evde ne unutmuş olabileceğini düşünerek 3 kat merdiveni indi, sokak kapısından çıkarken zeytin çekirdeğini ağzından üfürüp yere düşmeden boya bekleyen ayakkabısıyla son vuruşunu yaptı. Sabah sporunu da yapmış olmanın rahatlığıyla otobüs durağına yol almaya başladı.

Takribi 45 dk süren yol öncesi saat 07:10’u gösteriyordu. Kendisi durağa geldiğinde otobüsün de durağa gelmesine takribi 3 dakika vardı. İş yeri, indiği yere çok yakın olduğu için takribi işe varış süresi ile otobüsün ineceği durağa varış süresi aynıydı. Kendisini bir saatten onbeş dakika eksik sürecek yolculuğuna hazırlamak ve afyonunu patlatmak için elini cebine atıp hala taksidini ödediği müzik aygıtını çıkardı, kulaklığını takıp kontrol etti ve günün ilk şarkısını patlattı:
Adele – Rolling in the Deep

Sistemin götürüp getirme aracı, şarkının ilk dakikasında götürme görevini ifa etmek üzere durağa geldi. Koşturan’ın otobüse binerken aklından geçen iki şeyden biri (hala) evde ne unutmuş olabileceği, diğeri akşama kaç saat kaldığı oldu.

Reklamlar

6 thoughts on “Bu bir “sabah” yazısıdır.

    yolcu said:
    Ekim 23, 2011, 10:15

    Ben sabahları çok severim. Her işimi sabahtan yapmaya çalışırım. Öğleden sonra benim için gün bitmiş gibi oluyor sanki. 🙂

    gamzemengi said:
    Ekim 23, 2011, 11:51

    Offf sıkıntının yazısı gibi olmuş bu…
    İyi tanımlamışsınız, bana kendimi çok şanslı hissettirdi free lance çalıştığım için, hatta yarın işe çok daha yüksek motivasyonla gidebilirim (herkesin işten dönüş yolunda olduğu akşam saatlerinde işe gidiş yolunda olacağım) kendi adıma teşekkür eder, diğerleri için de keşke yapılabilecek birşey olsa derim…

      Jemand in der TR responded:
      Ekim 23, 2011, 15:06

      çalışma şeklinizle para kazanabiliyor olmanızdan dolayı şanslı olduğunuzu ifade edip zatınıza teşekkürünüz için rica ederim…

    sevimgngrlr said:
    Kasım 4, 2011, 11:34

    ergenliğimden beri çiftçilik ve tarım adetlerine göre devam ettirdiğimiz sabah anlayışına itirazım var:)zira kentte yaşıyoruz, eni konu fişli bir ekrana bakıyoruz işimizi yaparken.

      Jemand in der TR responded:
      Kasım 4, 2011, 14:23

      Ofis çalışanı için günü sabah ve akşam yerine “ilk çeyreği-son çeyreği” şeklinde ayırmak lazım. Yarasa gibi çoğu, güneşi bi sabah görüyor zaten 🙂

Diyecek en az bir şeyim var:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s