Babam Yaşlarım…

Posted on Updated on


Küçüktüm, küçücük. Daha çocuk bile demiyorlardı o zamanlar, bebekten biraz büyük. Geleceğin gölgesinde, çocukluğun minik bahçesinde yaşar dururdum. Gülmem yeterdi sevilmem için. Yemeğim ve uykum da düzenli olduğu zaman ideal insan olurdum o yaşlar için.

Az daha büyüdüğümde çevremi kuşatan babalar, amcalar, teyzeler ve diğer tüm  büyükler çemberi içinde büyümeye çalışan bir çocuk oldum. Ellerinden tuttuğum, yanlarında güvende hissettiğim, şımardığım, ağladığım insanlar gözümde öyle bir yerdeydi ki… Onlar, bir zamanlar çocuk olamayacak kadar büyük bense hep çocuk kalacak kadar küçüktüm. O zamanlardan geriye hayranlığımı ve annemin yaptığı kağıttan kayık ailesini hatırlıyorum.

Büyüyünce ne olacaksın diyenlere, “araba kullancam, sigara içcem, baba olcam” dermişim. Zonguldak’a vali olacakmışım o zaman bıraksalar.

Uzaktakiler hep başka görünür hani. İnsan merak ettiği uzak yere giderken varana kadar orası hakkında fikir yürütür, kendini başka başka yerlerinde düşünür, sürprizlerini merak eder. Nihayet yerine vardığında belki umduğu gibi bulur, belki fazlasını belki de azını. Şu var ki konu mekansa, insan eski yerine pekala geri dönebilir. Gerçek zamanlı kıyaslar ve vazgeçişler mümkündür. Konu zamansa bu malesef mümkün değil.

Büyüycem büyüycem derken bilemezdim o yaşlarımın bir daha geri gelmeyeceğini. Amcalar arasına katılmak, tutacak daha büyük bir el bulamamak… Bir zamanlar hayran kaldığım büyüklerin yaşında olmak, yetişkinliğin hazzıyla karışık, buruk bir durum. Sanki büyümüyor, büyük dedikleri başka bir canlıya dönüşüyorum.

Babamın babalığını bizzat benden, agulu bugulu cümleler arasında duyduğu yaştayım işte. Onun artık kesinlikle küçük olmadığının kanıtı olduğum, şimdi aynı yaşa gelerek benim de artık küçük olmadığımı tasdik ettiğim yaştayım. Bir baba olmadım, babam gibi değilim şu halde. Ama ellerime bakınca, artık büyüklerin ellerini tuttuğum küçük elleri değil, küçüklerin ellerine kol-kanat olacak büyük elleri görüyorum. Ellerim onunkine benziyor.

İnsan bazen kendini başka bir hayatın tekrarını yaşarken buluyor.  Tarih, tekerrür, akmak, yaşamak, eski, yeni… o kadar çok kavram geçiyor ki her biri beynin duvarlarında seke seke, yankılanarak ve yansıyarak fink atıyor. Bize afallayıp, ne yapacağımızı bilene kadar ne yapacağımızı bilememek düşüyor.

İnsanın hayatını bir parabole benzetirsek, orta yaş diye anılan çağlar bu parabolün tepe noktası olur herhalde. Çocukken hayran olduğumuz insanların olduğu yaşlar, yani o zamanlar olmak istenen, yani zirve yaş. Babalarımızın, annelerimizin yaşları.Bu yere geldikten sonra bocalamak doğal olsa gerek.

E şimdi ne olacak?

Zamanı sorguluyor insan, o zamanlara gelebildiğinde anlamaya başlıyor büyüklerini, büyük gözüyle küçükleri görmeyi, kızdıkları şeylerde haklı olabildiklerini, benzer hayatlarını aynı yaşlarda yaşarken. Mekanlar hiç önemli değil, nihayetinde insanın fikir cümbüşü hissettikleriyle renkleniyor. İçine bir başka küçüğün hayranlığına sebep olmak için olsa gerek, bir şefkat yerleşiyor, bu döngü böyle devam ediyor.

Artık geri dönül(e)meyeceğinin farkında olunan hedef zamana ulaşınca daha ne yapılır ki?

Dedelere mi özenmeliydi acaba çok küçükken?
Şimdi vakit olurdu hala büyümeye…

Reklamlar

11 thoughts on “Babam Yaşlarım…

    ..tını said:
    Kasım 19, 2011, 01:16

    arkadaşş..nedir sizin bu okunası ruh halleriniz..sizi o klavyenin başına oturtup kaldırmayasım var.hadi yaz diyip ardarda okuyasım..yazılarınızı 3-5 aydır anca takip ediyorum sözgelimi.
    bişeyi istemek aramak vardır ya aynı öyle işte..yazılarınızı arıyorum ve ebook için size minnettarım..renkler ve balans başlıklı yazıda son cümlenizdir beni hayran bırakan yazılarınıza..
    “Hamsi’den bile 40 çeşit yemek çıkaracak kadar mutfağı zengin olan bir milletin insanlarının tek tip olmasını kim isteyip bekleyebilir?”
    daha ne diyimki arkadaş.
    sevgimle..hep

      Jemand in der TR responded:
      Kasım 19, 2011, 13:42

      geçen gün yazan da sendin değil mi?
      kim ki diyordum, …tını çıktı.
      burada görmek ne güzel :’)

      ne diyeceğimi bilemedim…
      her cümlene ayrı ayrı teşekkür ederim.

        ..tını said:
        Kasım 19, 2011, 13:53

        geçen gün için çok özür dilerim..rezalet bi konuşma şekliydi.boş bulundum.

        Jemand in der TR responded:
        Kasım 20, 2011, 18:58

        Muhim değil. Artık biliniyorsun :’)

        ..tını said:
        Kasım 20, 2011, 19:53

        aman yarabbim ortaya çıktı :))
        şaka bi yana takip ediyorum yazılarınızı büyük bir zevkle
        sevgimle..hep

    gamzemengi said:
    Kasım 19, 2011, 16:05

    Yine leziz bir yazı olmuş. Ama buruluyor insan okurken biraz. Belki ben de o anne-baba yaşlarında olduğumdan biraz acıttı. Güzel ama güzel:)

      Jemand in der TR responded:
      Kasım 20, 2011, 19:04

      Evet biraz buruk, gariple karışık.
      Teşekkür :’)

    benilhamperisi said:
    Kasım 19, 2011, 20:47

    Çok güzel bir yazı. Aynı yerdeyiz…

      Jemand in der TR responded:
      Kasım 20, 2011, 19:01

      Teşekkürler…
      Hayat kesişim kümeleriyle dolu.
      İnsanlar bir şekilde, tanımasalar bile başkalarıyla aynı yerde oluveriyor.

    ihyaca said:
    Kasım 27, 2011, 00:44

    Hayat kesişim kümeleriyle dolu gerçeken. Tebrik ediyorum, kaliteli yazılar, okunası yazılar. Tekrar çocuk olmayı istemeyen azınlığın içinde yer alıyorum, hayatı keşfetmeye dair merakım hiç bitmedi, bundan mı acaba bilmem..Gönlünüze sağlık 🙂

    Jemand in der TR responded:
    Kasım 27, 2011, 01:01

    Merakını kaybetmeyen insan içindeki çocuğu da kaybetmemiştir, bence :’)
    Teşekkür ederim.

Diyecek en az bir şeyim var:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s