Aylar: Eylül 2012

file hendek atlatmak bazen kısa sürer. deve kadar.

Posted on Updated on


Sıkça saatini kontrol ederek gergin adımlarla sokakta ilerliyor. Saatine her baktığında bir önceki kontrolün üzerinden geçen o kadar az zaman, bir o kadar sinir bozarak kafasında büyüyor.

Geçmeyen zaman, geçmeyen paraya benzer. Yeri geldiğinde bozduramazsın, harcamak ister harcayamazsın. Bakışır durursun saatle, bir talibi çıkmaz hiç. Paranla rezil olursun. Ne kadar yersiz sahibi olduğunu düşünür değerlendiremediğine hayıflanırsın. Eza verir bir yerde.

Bu da öyle bir zaman işte. Kolsaatindeki çizgiler arası çok kısa mesafe olsa da, o mesafe ile yelkovanın hızını çarparak ulaşabileği denklemde hız neredeyse sıfır. Bu da zaman neredeyse durmuş demek. Kalp durmasından pek farkı yok kimi yerde. Minik zaman krizleri denebilir bu belli kesitlerdeki durmalara. Hani deseler, al bu fili, şu hendekten atlat; bununla uğraşmak daha sevimli gelebilir hiç gerçekten fil görmediği halde, yeter ki ne kadar zaman olduğunu düşünmesin, o derece.

Bir önceki bakışmasıyla bu sonuncusu arasında yalnızca otuzyedi saniye olduğunu tek gözünü kısarak hesap edip elini beline koyuyor. Bu kriz aletinden kurtulmanın tam vakti olduğunu düşünerek, içinde üç kuruşa sokaktaki kenyalıdan almış olmanın rahatlığıyla çıkarıp çöpe atıveriyor.

Bir rahatlama hissi, bir hafiflik, anlatılır cinsten değil.

Neden sonra, üzerinden ne kadar geçtiğini gözlerinin ikisini birden kısarak düşündüğü halde kestiremediği zamanı öğrenme ihtiyacı duyuyor eskiden gelen alışkanlıkla ve cep telefonunu olması gereken yerden, cebinden çıkarıveriyor, sanki memleketin en gizli mesajları bir tek o cihaza yollanmışcasına tuş kilidini açıp-kapayan ergen kız edasıyla.
Tam olarak 3 dakika 11 saniye.

Bundan sonra aklından ilk geçen, telefonu kaç kuruşa aldığı oluyor.
Bu kafayı nerelere sokmalı, nerelere saklanmalı, ne kadar zaman orada kalmalı…

Hayırlısı ciğer, uyu geçer.