Aylar: Ekim 2012

Bir Dalgın Yaprak Fırtınası

Posted on


Akşamüstü, iş çıkışı elleri ceplerinde yürüyerek çarşıya doğru saldı kendini.
Bu bünye bir yerlere gitmeliydi, lakin istikamet belli olmadan ancak bayır aşağı salıverilirdi.
Dalgın ve boş bir yüz ifadesiyle ilerledi.
Bir yaprak önüne düştü.
Yaprak, ön, haliyle ilerlediği bir yol… Biraz bakınca aslında yolda fazlasıyla yaprak olduğunu görebildi.

Şu demekti bu, hatta şunlar:

– Çevremde ağaçlar var.
– Bu ağaçlar yapraklarını dökebiliyor.
– Bunlardan birinin altından geçtim.
– Allah korudu başka bir şey de düşebilirdi. (yan sonuç)
– Ağaçlar varsa ve yaprakları dökülüyorsa muhtemelen mevsim sonbahar. Filmlerde, hikayelerde hep yapraklar sonbaharda dökülmez miydi? 
– Bunu defalarca görecek kadar yaşadım, öyleyse hayatım film gibi. (yan sonuç)
– Yollarda bu yaprakların olması çöpçülerin iyi çalışmadığını gösterebilir.
– Yahut yetkililer bilerek yaprakları toplatmayarak farklı bir enstantaneyi doğal haliyle bırakmak istemiş olabilirler.
– Bu yaprağı önüme düştüğünde farkettiğime göre başım önümde yürüyorum, aksi takdirde havada görmem işten bile değil.
– …

Bu gereksiz beyin fırtınasından kurtulmaya çalıştı bir an; sonu yoktu bu gidişin yoksa. Beynini tulumba gibi çalıştıran bu halden firar edercesine ilk önüne gelen vitrine gözlerini yapıştırdı:

“Tadilat Nedeniyle Kapalıyız.”

Bu durum şu demek olabilirdi, hatta şunl… yooooo…. tekrar olmaz..!

Bu dönenceye tekrar girip ipini çekmeden farketti bu sefer, baştan tavrını koydu, iyi de yaptı. İyi, iyi de kime karşı bu tavır? Kendiyle mücadele eder insan, hayat boyu iç savaşı devam eder, bu hayat dersini biliyordu da kastedilenin bu olmaması lazımdı.

Kafası karışık bir örümcek gibi hissetti kendini. Ağ örecekti ama nereden başlayacağını bilemedi. Oysa bu doğuştan gelen bir yetkinlik, düşünmesine gerek bile yoktu. Kafası karışık olunca işte insan, düşünerek aslında basit olan her şeyi karıştırabiliyor…

Gözlerini kapattı, aklından geçenleri dinlemeye çalıştı.
Yavan, sıradan, zaman, makarna, kumanda, akşam dizisi, spor salonu, toplantı, koşturmak, dinlenmek istemek, kitap, başlamak ve bitirmemek, otomobil, lpg, kombi…
Oohoooooo…. Şu an bir odada konuşan onlarca insanın seslerinden birer kelime seçiyormuş gibi hissetti. Her insan kendi içinde kaç insandı sahi? Ruh haline göre başkalaşmaz mıydı? Yine de tutarlılık aradı. Dinlediklerine baktı, hep kelime ve tamlama, hiç cümle yok.  Zaten yerine oturan taş da pek yok.
Basmakalıp hayatı sıkça aklına geliyordu. Aynı uyanışlar, poğaça ile yapılan aynı kahvaltılar, mesai olmadıkça aynı saatte işten çıkıp aynı… Bu “aynı” ortak parantezinde yaşadığı uzunca bir zaman vardı. Bundan belki biraz da tepkisiz olmuştu.

Pazarlanan yaşam tarzları, içi boş imajlar, facebook profilini yaşayan hayatlar, körüklenen cinsellik ve bunun ticari suistimali, özendirilen hayali kahramanlar (hep başarırlar, ama realite şudur ki ilk üçe girebilen sadece üç kişi vardır, kalanı kaybetmiş sayılır) ve onlar gibi olamadığı için mutsuz olan insanlar…

Nüfus artıp teknoloji geliştikçe insanlar sanki daha tekdüzeleşip kafeslere giriyorlar. Maksat internetten bilgiye erişmek değil de facebook oluyor mesela, yahut ipad kullanmış olmak.
Mutlu olmak için falancanın giydiği ayakkabıyı giyip falancanın şampuanını kullanmak, falancanın içtiği gazlı içeceği içmek gerekiyor. Alkol şart, cinselliği yaşamak (!) da en az o kadar şart. E, tabi bunlar için giyim, kuşam, para da gerekiyor ve tamamı içinde koşturarak çalışmak.
Bak bu vatandaş bunu tüketince şu ünlü bayan bir anda ona bakıp iç çekti, yürrüüüüüü! Hemmen tüket! baktın olmadı, aç kollarını biz sana gelelim.  Haydi! hep beraber tüketelim ki mutlu olalım!

Arzuları körükleyip ihtiyaç olarak algılatarak işleyen bir endüstri oluşmuş ve her yandan insanları sarmaya çalışıyor. Eskiden hamur yoğurup çörek yapan nenem çocuklarına bunları yedirip kendi yaptığı yoğurttan çırptığı ayranı içirdiğinde ve sabunla yıkandıklarında acaba mutsuz muydular?

Tüketin ki tükenesiniz. Tükendikçe daha çok tüketesiniz.

‘Vecize gibi oldu bu sözüm, hay bin yaşayım’ diyerek ufaktan keyiflendi. Yaprak diye başlayan düşüncesi nerelere getirmişti onu. Bir anda içinde oluşan farkındalığın ferahlığını hissetti. İnce bir tebessüm yüzüne yayıldı.

Fakat farketti ki gözleri hala kapalıydı.
Açtı.
Vitrinde yansımasını gördü; Kolları açık, yüzünde gevrek bir tebessüm.
Görenler ‘bu adam gözünü kapatıp kollarını açmış niye gülüyor, hem de tadilattaki bir mağazaya karşı’ diye düşünecekler sanarak utanıverdi, biraz da kızardı.

Oysa, yoldan geçenler dalgın bakışlarla önlerindeki yapraklara bakıyorlardı; elleri ceplerinde yüzlerinde boş bir ifade…

Reklamlar