Aylar: Ekim 2014

Psikoloji, Davranış bozuklukları üzerine ufak tefek şeyler.

Posted on Updated on


Şu ara psikoloji üzerine yazılar okuyorum. Kişilik bozuklukları hakkında bilgi edinmeye çalışıyorum. Bağımlı, narsist, şizoid kişilik bozuklukları ve türevleri. Bunların hayata ve ilişkiye bakışları, tavırları ve etkileri. Bunlar gündelik hayatta en çok karşımıza çıkanlar.

Bunlar, yaşadığımız (aslında bize dayatılan, daha sonra bir parçası olduğumuz) hayat tarzının bize ikramı diyebiliriz herhalde. Popülist, tüketime dayalı, hep daha fazlasını isteyen, imajları yaşamaya meyilli insanların sağlıklı ruh hali yaşamaları mümkün mü? Sağlık dediğin spor salonlarının koşu bandında yakalanır 🙂
Vah dedem vah… Ömrünü koşu bandı olmadan, kola içmeden nasıl geçirdin?
Tabi tek suçlu kapitalizm veya başka hedehödöler değil.
Malzeme insan olunca her şeyi beklemek mümkün.

Bir Narsistin “hadi hep beraber beni sevelim”inden bir bağımlının “seninle varım, sensiz bir hiçim”ine ve bir şizoid’in hayattan izole kalmak için oluşturduğu akıl almaz kalkana ilgiyle baktım okurken. Çevremden örnekler aradım, kendimden eşleştirmeler yaptım.
Depresif dönemler çoğumuzun hayatının bir bölümünden geçmiştir. Şanssızlarımız da depresyona uğramadan çıkamamıştır. Veya hala oradadır…

Neden psikoloji bozulunca herkesde aynı sonuç ortaya çıkmıyor?
Fıtrat, kültür, imkanlar, yetişme tarzı, biyolojik etkenler gibi bir çok neden var.
Kolay olurdu değil mi, herkesde aynı semptomlar olsa 🙂 Kolayca bilinir ve çözüm de tek tip olurdu. Fakat insan kocaman bir umman. İnsan önce kendini dinlemeli. Dürtülerinden, arzularından sıyrılıp kendine kuş-bakışı bakabilen insan işin yarısını çözmüş demektir.

Bebekliğin, çocukluğun bilmem ne diye bıtbıt konuşan gözlüklü topsakallı psikiyatristin algısından kopup gerçekten anlamaya çalışıyorum 🙂 Gerçekten çocukluğa inmek gerekiyor, ama daha samimi olarak. Kişinin ilk ergenliğini 4 yaşlarından yaşadığını düşünürsek bu çok da mantıklı.

Çocuklar her şeyin farkında. Ebeveynler bir zamanlar çocuk olduklarını unutup miniklerin yanında “denizdir alır götürür” fikriyle şuursuz davransalar da çocuk büyüdüğünde bünyesinde kalanları, denizin aslında alıp götürmediğini üzülerek görüyorlar. Çoğu zaman da görmüyorlar, etiketleyip gömmek yoluna gidiyorlar.

Derli toplu bir şeyler yazayım istiyordum. Fakat o kadar az zaman var ve o kadar parça pinçik geliyor bilgi… 🙂 Akşamleyin düşünüp yazacak kadar takat kalmıyor günün ardından. Ben de ufak tefek twitter’da yazdım bişeyler. Orası kaldırıyor ufak parça yazıları 🙂 Onlardan buraya aktarayım. Belki bir bütünlük yakalarız.
Aklımda kalanlardan ufak tefek notlar, notlara yorumlar…

-…’Çok sevdiğini zannetmek ve çok özlemek, bazen farkında olmadan bir kaybetme kaygısının ta kendisidir.’
-Burada Kişinin kendini dinleyebilip farkındalık edinmesi anahtar konuma yükseliyor. Aslında hemen her konuda konumun aynı.
-Kişinin kendi dinamiklerini keşfedip bağımsız kararlar alabilmesi olgunluğun bir yanını oluşturuyor olsa gerek. Büyük bir yanını.

‘- Kendisinin narsisit olduğunu fark eden kişi ne yapmalıdır?
– Narsist olduğunu fark eden kişi genellikle narsisist değildir.’

-özgüveni yüksek her insan narsist değildir. Fakat bir insan bağımlısı genelde bunu ayıramaz. Uzun vadede Şansı varsa terk edilir
-Veya aradığı yok olmayı bulamadığı için kendi duvarlarını örüp bitirir. Şansı yoksa ezme-yokolma ekseninde bir ilişki devam eder…
-Bundan tarafların memnun olması dışarıdan tam bir dram, içeriden tencere kapak ilişkisi gibi olur..
-Bağımlı insanların aşkı gerçeklerin değil olduğuna inandığı imajın üzerine kurulur. Narsistler ise kendilerini zatn bir imaj olrak görrler.
-Bu iki kutup birbirini müthiş çeker. Bağımlı yok olmayı, diğeri tamamen varolmayı istediğinden kendi içinde tutarlı bir ilişki görürüz.
-Aslında sağlıklı bir ilişki değil çok dengesiz değer kaymaları vardır. Fakat boşluklar tam dolduğundan kasa hiç açık vermez.
-İşin tamamında gerçek manada yitik iki insan vardır. İnsan bir kere yaşıyor. İş yine kendini dinlemeye ve empatiye varıyor.

ve bağımlı kişilik arasında gidip gelen insanlar belki de vicdanlarını öldürmemek için kişilikte kalmayı tercih ediyordur.
-Bu bilinçli tercihi bulundukları araf kişilikte hatırlayamamalarında mümkün. yüzeyde kalıp derine ket vurur.
-Denizi sevip sudan korkmak gibi bir şey bu. Belki bir tekne hayal edip o hayalde yaşıyordur. Şanslı bir kaza ile suya düşne dek sahilde kalr
-Kimi tepkiler zamanla öğreniliyor. Tepsizlik de tepkisellik kadar normal, Maksat özüne bir kalkan edinmekse eğer. Su akıp yolunu buluyor.

-Kimi bildiklerinin esiri kimi de bilEmediklerinin. Mutlak kontrol için mutlak bilgi arayışı dipsiz bir kuyuya düşürebiliyor.++
++her zaman daha bilinmeyen bir şey olacaktır ve o da bir diğer bilinmeyene varır. Sonunu bulana dek arayan kişi eyleme geçemez.
-Yumurtanın kimden çıktığını bulmaya adanmış ömür ziyan olur herhalde. Biyerde durup düşünmek lazım. Burda horoza kulak vermeli 🙂
-Basitlik bazen kurtarıcıdır.

-Üç bin lirasına kıyıp alan kişinin 6 tane gerçek arkadaşının olmaması daha büyük kayıp olsa gerek.

-Nevrotik ve psikotik insanlar arasında kocaman bir çizgi var: Gerçek.
-nevrozda kişi, iki kere ikinin dört ettiğini bilr ve buna çok üzülr. psikozda ise kşi, iki kere ikinin beş ettiğni sanır ve buna çok sevinr.

-Bazen çocuk, uysallığı ve hizmeti Karşılığında sevilmesi öğretilen koşullandırılmış Kişiliktir.
-Yetişkin olduğu zaman ‘kendi olmaya çalıştığında’ suçluluk duymsı çok normal. Çünkü bu, Çocukken mahrumiyetle cezalandırılmş, Sevilmemişti.
-İnsan denen varlık, kendini, ötekinde görerek gerçekleştirmek ister. Kendiliğinden çekinen insanda ya Bağımlı ya da narsistik Kişilik gelişr
-Yani ya karşısındakine kendi olmadan bağlanır, hizmetiyle yalvarır. yada ezerek üstte kalır, varlığını ispata Çalışır.
-Bir sonuç, daha var: dışarıdan kendine çok yeterli görünen, içinden her türlü Coşkulu hisse yalvarırca gıpta eden Kişilik. Sözümona mesafeli
-Her türlü reddedilmeye karşı ilişkilerden kaçınan, daha teorik, ruhsuz işlerle ilgilenen insanlar. Insanlarla duygusal temas zul gelir.
-Ciddi düzenlerin ardaşıklığı, duygunun belirsizliğine yeğlenir. Duygular başa çıkılamayacak şeylerdir.

Reklamlar