Sınıflandırılmamış

2013 in review

Posted on


Sönük bir yıl geçirdiğimi kabul ediyorum 😀

WordPress.com istatistik yardımcı maymunları bu blog için bir 2013 yıllık raporu hazırladılar.

İşte bir alıntı:

Bir San Francisco teleferiği 60 kişi kapasitelidir. Bu blog, 2013 içinde yaklaşık 1.000 kez görüntülendi. Eğer bu bir teleferik olsaydı, bu kadar çok kişiyi taşımak için yaklaşık 17 tur atacaktı.

Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

Reklamlar

Bir bağlama çekelim, esaslı olsun.

Posted on Updated on


Kapı aralık.
Tarafsız bakışın sözü bu; yarı açık da denebilirdi yarı kapalı da. Aralık en güzeli.
Vakit de gece yarısı iken güzel, niye mühim ki saatin kaç olduğu?

Kafa dağınık. Zaman dağınık. Sesler dağınık.
Zor olan, geçmişte kurulmuş bugünlere ait hayallerin neresinde olunduğunu cevaplamak.
İnsanın kendini zaman içinde konumlandırması bazen çok zor…
Puslu cevaplar aynı soruya gebe;
Nereye gidiyorum?

Fona bir müzik alınır; mesela efkan şeşen, mesela onur akın…
Yerli yersiz bir cigara yakılır.
İlk nefes bugüne çekilir, ikincisi geçmişe. üçünce nefes derindir, geleceğe dair.
Gelecek ne zaman gelir, nereden bilinir ki?
Bu belirsizlik herhalde, nefesi uzatır daa uzatır…

Efkâr, ne yiten mala ne bir sevdaya…
Her duygu insanın hissetmeyi tercih ettiği soyut bir küme ise eğer, efkar da kişinin kendine.
Çıkamayışına, gidemeyişine, küsüşüne, usanmasına…
İsim bulamadığı şeyleri isimsiz bırakışına, tarif edemediklerine şey deyişine, hayatında şeylerin esaslı yer kaplayışına…
Lafı bağlayamadığı gibi hayatı da bir yerlere bağlayamayışına….

Uyan Sunam, derin uykudan…

iOS 7 kurulum ve ilk deneyim

Posted on Updated on


Apple, duyurduğu şekilde 18/09/13 (yani bugün) TSİ 20:00 itibari ile (müthiş dakikler ve tüm dünyada aynı anda sanıyorum) iOs’un 7.0 güncellemesini yayınladı. Fazla vakit kaybetmeden hatta hiç kaybetmeden 🙂 yükledim.
Bu işlemi bilgisayara bağlayarak iTunes ile veya wireless internet kullanarak yapabiliyoruz. Ben wireless kullandım, bence iTunes’a katlanmaktan daha iyi ve sıkıntı yaşamadım.
Anlatım da bu yönde olacak.
Bu arada işlem öncesinde yedek alın diyorlar ama ben uğraşmadım, veri kaybı da yaşamadım.

Nasıl yapıyoruz?
Öncelikle şarjın tam olduğuna emin olun veya şarj cihazınız bağlı olsun. Devamında
Ayarlar/Genel/Yazılım Güncelleme
Yolu ile güncellemeyi kontrol edin.
728 Mb’lık güncelleme dosyası görünecek.
Altta koyu punto ile yazılmış indir ve yükle
ye tıklayarak indirmeye başlıyoruz. Bende 20 dk kadar sürdü.
İndirme bittikten sonra Güncelleme hazırlanıyor yazıyor. Bu arada yükleme çubuğu yarılanmış oluyor. 20 dk kadar da bu işlem sürüyor. İşte bu bittikten sonra şarj seviyesi %50’nin altındaysa işleme devam etmiyor. Korkmayın (çünkü benim seviyem düşüktü ve korktum) şarja bağlayarak tekrar dosya indirmeden devam ediyorsunuz.
Cihaz kapanıyor, açılıyor, ısırık elma altında bir loaderbar ağırca doluyor ve merhaba iOs 7.
İşlem bu kadar. Bir-iki merhaba ekranından sonra anaekrana kavuşuyoruz.
Bu yönergeyi yeni güncelleğim cihazımdan sıcağı sıcağına yazdım.
Foto da var aslında ama ekleyemedim. Onu da ilk fırsatta ekleyeceğim.
İlk tepkiniz sanıyorum “bu ne la” gibi bişey olacak.
Çabuk alışırsınız 🙂
Android çakması gibi değil.
Eski simge seti daha güzeldi fakat, en azındam şimdilik öyle düşünüyorum.

Yaptıysanız, tebrikler. Nurtopu gibi iOs 7’niz oldu 🙂

20130919-010207.jpg

20130919-010235.jpg

20130919-010249.jpg

20130919-010304.jpg

20130919-010333.jpg

20130919-010359.jpg

20130919-010410.jpg

20130919-010424.jpg

20130919-010437.jpg

20130919-010452.jpg

Bir cep dolusu misket aklımda…

Posted on Updated on


Rengarenk, küçüklü büyüklü, aynalı, kemik, çeşit çeşit misketler…

Üç vitesli bisikletim, mahalle maçları, ekransız oynanan oyunlar, çatapat, kızkaçıran, okul önlükleri geliyor aklıma.

Bilgisayar oynamak, arkadaşın evine giderek yapılacak işti o zaman. Hep çocuk ders çalışsın diye alınırdı; ne anababalar, ne çocuklar bilirdi nasıl çalışılacağını.

Bilgi aramak için google yoktu. Kütüphane vardı, bilen arkadaş vardı.

Bizler kafalarımızı ekranlara gömmeden önce bi başkaydık.
Bizler maçları mahallede yaparken bi başkaydık.
Bizler uğur böceğini görebiliyorken ve uuç uuuuç böceğiii derken bi başkaydık.

Gelinciği bilir, uçurtmaya denge verebilirdik.

Cep telefonu neydi ki? Camdan bağırırdık, kapısına gider annesine söylerdik dışarı gelsin diye.

Mesajlar yokken sözleşir, yerinde zamanında orada olurduk.

Mektup yazardık, kalem tutardık o zamanlar. Tahoma fontu filan olmazdı, özen olurdu, saklanmaya değer olurdu.

Kola şişelerine bu kadar sıkışmamıştık.
Kinder’siz yapamazlarken bugün, o zaman leblebi tozuna para verir mutlu olurduk.

Oynamanın yolunu bulur, basitçe ama çok eğlenirdik.

Bizler, bu kadar imkanımız yokken, bu kadar esir değildik.
Bizler çok şanslıydık.

Dilin kemigine aklin prangasi

Posted on Updated on


Aklimda cevirecegime dilimde cevirmeliydim.
Boylece belki, derin meseleler havuzuna salmamis, havada titresip bitmis bir ses olarak birakabilirdim.

Yapmadim.
Yapamadim.

image

Soylemeli miydim?
Soyleyecegim her sozun birden cok aciklamasi olabilirdi.
Altindan kalkmam gereken farkli bir sorumluluk katmani olabilirdi.
Dahasi soyledikten sonra ne soyledigimi bilemeyebilirdim.
Aciklamam gereken cokca sey cikabilir ama hicbirinin farkina varmayabilirdim.
Bir bulut sistemin parcasi olabilirdi, kelimeler birbi ustune cikar, benim soyledigim ama sonra harf yiginina donmus bir obek olabilirdi.

Sustum.

Herhalde aklimdan gecirirken de ortasindan okunmaya baslanmis kitap kivamindaydi.
Bir baslangicini hic bulamadim, sonunu da belki bu yuzden hic goremedim.
Sonunu gorsem basini merak eder miydim?

Tamam, tek gun vardir hayatta, o da bugundur.
Pratikte de dogru olsa bu, teorik kismi zihnin koydugu engeller kisminda yerini aliyor.
Soylemeli miydim?
Hayatimin bugunden onceki veya sonraki yasanmamakta olan hangi kismini etkilyebilirdi..?
Sadece benim mi?

Gecenin uykuya ayrilmasi gerektigi halde yatakta donup tavana bakildigi kisminda, fonu karanlik tavan ve yanmayan avize olusturmazdi belki boyle. Gecenin boyle bir kismi da hatta bertaraf edilmis olurdu, uyunurdu en basit haliyle. Sabahinda uyurken gorulen ruya kalirdi akilda, zaten o da kisa zamanda unutulurdu.
Ruyayi uyanikken gorunce unutamiyorsun. . .

Kotusu bu olsa gerek;
Bir sebeple susup, yeri zamani gectikten sonra “dese miydim” demek.
Keske demek kotu, keskeye bile varamamak nice zaman sonra, berbat.
Bu olsa gerek.

Dilin kemigi yok lakin aklin prangasi var.
Onun zindanlarinda zamanin bilindik kavrami asla asina olunamayan belirsiz bir hal aliyor.

Dese miydim?
Neyi?..

Aradım

Posted on Updated on


Kendimi fotoğraflarda aradım
Önce eskilerinde… Biriyleyken ve gülümseyebiliyorken.
Sonra kendim çekmeye başladım, çektiğim karelere kendimi gömmeye.
Bir Sultanahmet’teydim, bir Manavgat’ta, bir Yalta’da.
Hiç biri ayağımı bastığım şu yer olamadı.

Sonra yazılarda aradım.
Önce okudum, kendimle benzeştirdim.
Sonra yazdım, çokca yazdım. Kurgularda kendimi gömdüm.
Başıma bir avuç kağıt diktim, tekrar yazdım, tekrar doğdum.
Hiç biri şimdi söylediğim söz olamadı.

Resim de yaptım biraz, tamamı karakalem.
Ufak tefek, defter kenalarına, bir sayfanın arkasına.
Bir saksı, içine tünemiş bir kuş mesela…
Natürmort da yaptım, 62’den tavşan da.
Bazen gazelerdeki fotoğraflara bıyık-gözlük çizdim.
Bugünün resmi çıkmadı içlerinden.

Müziği denedim.
Şu gitarı bir türlü çalamadım.
Ama çok güzel yorumcular tanıdım.
Ezgilerde kendimi buldum.
Sonra aylarca dinlemediğim oldu.
Aylar sonra duyduğumda sözlerimin dolduğu da.
Her günün, her duygunu ayrı tonu varmış.

Burçlara da baktım.
Güneş burcum şuyken yükselenim buydu mesela. Ay burcum yükselenle aynıydı.
Veya arkadaşlık evimdeki gezegen öyle etkilemiş olmalıydı ki yakınlarım beni böyle görüyordu.
Evlilik evimdeki gezegen bi başka etkilemişti, iş evindeki başka başka.
Bana tam oturan tanımlar gördüm, ama yıldızları hiç anlamadım.
Matematiği de sevmezdim, yıldızların yaptığı açıları da sevmedim.

Çalıştım, günlerce, saatlerce çalıştım.
İşin mutfağında, işe özverimi kattım, büyümeye şahit oldum.
Adanmış bir hayatta bir kaç yılımı geçirdim.
İşin sonunda kimseye yaranamadım.
Bırakıp gidilecek yeri görmek lazımmış, onu anladım.

Başka gönüllere meylettim.
Orada kendimi aynada bakarcasına gördüğüm oldu.
Bazen insanın aradağını sandığı şey aslında kendi yansımasıymış.
Bazen de karşısına çıkanı idealize edermiş, görmesi gerekeni göremezmiş.
Nihayetinde, olmayınca olmazmış, onu anladım.

Parapsikoloji vardı, birazda ona baktım.
Birazla kaldım, o kadar kendimi kaybetmeyeceğimi anladım.

Haberim olmadan çevreme örülen duvarları gördüm.
Kimini aşmakta zorlandım, kendi duvarlarımı ördüm.
Bazen ev yaptım onlardan.
Sonra baktım, bir sürü duvarım olmuş.
Hepsini yıktım. Başka bir hayata başladım.
Kaçamadım, yeni duvarlarım oldu. Aralarında gezmeyi öğrendim.
Çıkmazlar kaçınılmazmış, onu anladım.

Ne bilge olmalıymış ne berduş.
Hayatın bir akarı varmış.
Bazen akıntıya karşı yüzmeliymiş, bazen akıntıyla gitmeli…

Detaylardan bir dünyada yaşamak da kötüymüş,
Detay özürlü bir dünyada da.
Bazen büyüteçle bakmalı bazen de tepeden bakmalıymış.

Hayat bir kaç aforizmayı diyivermekten daha kompleksmiş.
Ne var ki sonuçlar bir nefeste söylenebilirmiş.
Adamın dediği gibi, noktalar ancak geriye doğru birleştirilirmiş.
Gideceğin değil, gittiğin yol görülebilirmiş.