Yorgun

Posted on Updated on


Oturduğu koltukta ellerini iki dizinin arasında birleştirmiş, sırtı eğik, omuzları düşüktü. Yüzü ileri, donuk bakışlı ve hafif buğulu gözleri ara ara kısılarak camdan uzaklara bakıyordu. Ufuk çizgisi sanki baktığı yerde teraziye geliyordu.
Sebest bıraktığı çenesi ile aralanmış dudakları hiç oynatmadığı halde sürekli bir şeyler der gibiydi. O sabit, mecalsiz haline dalınca bir garip olurdu insan. Onun gibi olmak lazımdı; baktığı yerde gördüklerini görebilmek ve hiç susmadan söylediklerini duyabilmek için.

Her halinden belliydi…

…yorgundu

*
jemandindertr
150811

Yağmur Damlası

Posted on Updated on


Eğer yağmur damlalarının bilinci olsaydı ve ifade edebilselerdi muhtemelen yere düştükleri anı çok dramatik bulacaklardı. Mesela biri, nasıl bir damla olduğunu gökyüzünden nasıl süzüldüğünü, gökle yer arasında geçirdiği zamanı, kendi başına bir damlayken nasıl birden yere çakıldığını evire çevire anlatırdı.
Oysa düşen milyonlarca damladan fazla bir şey yaşamamıştı. Hepsi aynı şekilde oluşmuş, aynı yolda gitmiş, aynı yere düşmediyse de aynı sonla karşılaşmıştı. sonuçta yaz yağmuru, bahar yağmuru, güz yağmuru, fırtınanın şiddetli yağmuru… ne farkeder ki? biri de kalkıp “geldiğimiz yer belli ve gideceğimiz yer de hep belliydi” demezdi herhalde.

Ve “artık hayatın parçasıyız, can suyuyuz, başka bir değerimiz var” da demezlerdi o anda herhalde.

***

İnsanların kimi deneyimleri de yağmurun macerası gibi. Aşk buna bir örnek. Herkes bu coşkulu hissi yaşarken kendini son derece tek, değerli ve deneyimini emsalsiz görüyor. Halbuki aşkın sonu genelde bellidir, son sefere kadar. Ayakları yere basan bir ilişki yaşayana, aşkı amaç değil daha güzel bir hayat için lezzetli araç , takıntı değil itici güç olarak görene kadar. Değer verdiği insanı daha güzel görebilmek için (idealize edip kusursuz görmek için değil) kullanana kadar.
Nihayetinde “bana aşkından bahset” desem kaçınız “hangisinden” demezsiniz?

Aşkın kutsallığı, tekliği nerede kaldı?

Hayatımızdaki her “yağmur sonrasında düşme”nin dramatik sonuçlarına takılmak yerine, bu deneyimin kattığı emsalsiz değerlere bakmak kişi için daha bir anlamlı olur herhalde. Sık sık aşık olup ayrılarak kendini doldurmayı bu deneyimden saymıyorum. Bu duyguyu böyle tüketmek israf ve sorumsuzlukdan başka bir şey değil.

Sanıyorum uçlarda yaşamayı seviyoruz. Arabesk tadında yersiz yurtsuz yanarak yaşanan aşk kime ne kazandırmış, kimi tüketmemiş ki? Kendimizi kaybedip tamamen ait olmayı veya fazlaca sahiplenici olmayı da aynı ölçüde benimsemiş olabiliriz. Şuursuz sevda diyorum buna. Belki sevda literatüründe adı bile olmayabilir. O değildir çünkü. Ego’ya hitap etmeye başladığı zaman başka bir şey olur.

Kendini dinlemeyi bilemeyen bence aşkı da beceremez.

*
jemandindertr
140811

İyi Akşamlar…

Posted on Updated on


Bu akşam, sevdiğim 3 aydan birinin akşamı. Nisan değil, Eylül de değil.
Benim ayım;
Bir Ağustos akşamı bu akşam.

Yolculukta tren hep daha samimi gelmiştir, daha farklı… Tıkır tıkır sesleri, sallanarak gitmesi, her durakta otomatik açılan kapılarıyla giden gitmeyen herkesi davet eder hali, hep başka… Sanki sonsuzdan gelir ve ben indikten sonra sonsuza doğru devam eder.

Dönüş yolunda Haydarpaşa’dan trene binmeyi, Gebze-Harem dolmuşlarıyla gelmeye tercih diyorum bu yüzden, yolumu uzatmasına rağmen. Bu akşam da Karaköy’den vapurla Haydarpaşa’ya geçtim.
Ada Ekspresi bakındım ama seferleri bitmiş. Bu da “banliyö treni”ne bineceğim demek. İsmi hala garip, ne demek ki “banliyö”?
Dünya engelliler vakfı standını gördüm bu arada. 1 TL bir küçük paket fındık. Alın bence siz de.

Jeton alıp turnikelerden geçtim. Yüzümü gideceğim yöne çeviren koltuğa oturdum.
Trene bindiğimden beri biraz zaman geçti henüz hareket etti. Tıkır tıkır sesler ve kitabım ve ben ve vagondaki diğer insanlar.

Oturduğum tekli koltuğun karşısındaki çiftli koltuğa 65’li yaşlarda bir çift oturdu. Geldiklerinde gözlerimi hafif kısarak gülümsedim, başımla hafifce selamladım, Ayaklarımı az daha topladım. Samimi ses tonuyla “iyi akşamlar” dedi çiftin bey olanı, her halinden beyefendi olduğu belli. İyi akşamlar diledim ben de, tebessümle kitabımı okumaya devam ettim. Bir kaç durak sonra da iyi akşamlar dileyip kaltılar. Ben yine başımla selamlayarak iyi akşamlar dedim, akşamlarının iyi olmasını gerçekten diledim.

Boş kalmadı tabi yerleri, 50’li yaşlarda bir çift oturdu. Ben yine başımla hafifçe selamladım, adam ne oldu gibilerinden baktı; hesap sorar gibi değil, hafif şaşkın. Bir şey demediler. Kitaba döndüm. Çantamdaki fındık aklıma geldi. Çıkardım, onlara da ikram ettim. Teşekkür ettiler, istemediler. Muhim değil, fındık taze ve ben seviyorum 🙂
Bir kaç durak sonra onlar da inmek üzere hareketlendi. Ayaklarımı biraz toparladım. Bir şey demeden gittiler.

Bir şey demiş olmalarını önemsemezdim aslında, buna dikkat bile etmezdim.
Bu tren, bu hatta defalarca kez gidip gelmiş, bu koltuklara şehir şartlarının sıradanlaştırdığı, belki de aynılığa meyilli hepsi birbirine benzeyen sayısız insan oturmuş, hepsi de aynı refleksi göstermiştir:
umursamamıştır, kaşısında birinin oturduğunu.
Çok azı da “değişmeyerek” samimiyetlerini kaybetmeyerek farklı ve güzel kalabilmiştir. Aynı olmak kolaydır, kendin olarak büyümek zordur. Özgünlük çaba ister.

O anki farkındalığımın sebebi bir önceki çift oldu. Oradaki samimi insan. Ufak bir şey de olsa yaptığı, duyarsız yüzlerce insandan faklı haliyle kendinden sonrakine farklı bakmama neden oldu. Çoğumuz “iyakşamlar” şeklinde ulayarak bir çırpıda refleks haliyle söylesek de, o, tane tane ve sesindeki samimiyeti belli ederek söyledi.

Ufak ve basit şeylerle hayatı ne kadar farklı ve duyarlı hale getirebiliyoruz, değil mi?

Sizin de akşamınız, geceniz, gününüz güzel olsun.

*
jemandindertr
130811

Kendin Kalabilmek

Posted on Updated on


“Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece-gündüz çalışan bir dünyada kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını verebilmek demektir.

Bu savaş bir başladı mı artık hiç bitmez.”

E.E. Cummings

***

Düzene uyup “adamı olmak” aslında kolayı, değil mi?
Kendine ait olmayan “hazır değerleri” sahiplenip, sahiplerine cici görünmek?
Kabul eden insanlar arasında makbul olunur o zaman.

O kadar insanın toplamı kaç insan eder ki?

*
jemandindertr
090811

Merhaba

Posted on Updated on


Merhaba yazısı, wordpress’le blog’a merhaba.

Burayı bir deneyelim.

Hadi hayırlısı 🙂